BEGONVİL SOKAĞI İLE İSRAF ETTİKLERİMİZ ÜZERİNE KONUŞTUKLARIMIZ

Merhaba begonvil sokağı. Öncelikle çay yanında hayat kısmımıza hoş geldiniz. Sizi severek takip ediyorum. Özellikle bloğunuzdaki rahatlatıcı hava insana nefes aldırıyor demeliyim. Nitekim artık rahatla nefes bile alamaz olduk yakında onu da satın alacağız diye korkuyorum. Satın almak dedim bak dııt yanlış kelime biz bayanlar için vazgeçilmez olmalı 🙂 şu tüketim üzerine kurulup oturmuş, israfı kendimize kuşak etmişiz resmen. Çılgınız biz çılgın tüketim çılgını:) yaşasın avmlerdeki bedava nefes 🙂  şaka bir yana yakın zamanda freeganları duydum. Bedava hayat. Bol bol nefes olsa gerek felsefeleri. Siz ne düşünüyorsunuz bizim bu tüketme hevesimiz hakkında?

İsraf konusunda “İsrafta hayır yoktur hayra da israf yoktur.” dusturunu çok seviyorum.Günümüzde tam tersi israf çok hayra gelince hesap kitap.. En doğal ihtiyacımız yeme içmeden başlasak ne rakamlar telaffuz ediliyor insan inanmak istemiyor.Emek israfı, abur çubuklar önce bedene sonra keseye verilen zarar,  iyice yaygınlaşan ama israfı arttıran dışarıda yemek yeme kültürümuzdeki yanlışlar. .. Açık büfe olayı,  hanımların bir tatlı bir tuzlu abartıp onlarca çeşit ikram hevesi. Peki ya zaman ? Sağlık ve zaman en degerli sermaye ise elimizde nasıl bu kadar boşa harcıyoruz? Giyim ve dekorasyon Artık insanların kendini ifade biçimi gibi algılanıyor eşya ile insan nasıl kiyaslanabilir sormuyoruz kendimız çünkü her şey öyle hızlı ki bilinçli bir illusion gibi.Tüketim çılgınlığı icinde insan savrulup duruyor. Minimalist ya da Freegan denilen akımlar biraz bu savrulmadan kaçış.  Sade yasam ruhun huzur ve tatmin bulduğu yediğinin giydiğnini tadına vardigi bir yaşam biçimi. Tam yaratildigimiz gibi sukrederek paylaşarak dozunda yaşamak, bunun dışındaki niceliksel şapkalar nitelik adına kaybedilen ve unutulanlatdan kaynaklaniyor. Azıcık aşım kaygusuz başım. Aş cok kaygı da çok. İroni mi ? Değil.

 images-2

Çok yoğun bir konuya girdik sanıyorum. Aslında tüketim denilen kavramdan bahsedelim önce. Biz tüketmeyi seviyoruz. Üretme ,el emeği kavramlarını unutmak üzereyiz. Veya kullanılmış eşya , ikinci el tüketim, fazlasını elden çıkarma başka birinin ihtiyacını görme. Şimdi hayatımdaki iki tecrübemden bahsetmek istiyorum. Öncelikle ingilterede evli bir çift olan arkadaşlarımızı ziyarete gitmiştik. Orada yaşamın yenileri tüketmekten ziyade eskiyi elinden çıkardıktan sonra öncelik olarak yine iş görür bir eskiyi alma eğer yoksa yenisini alma şeklinde tüketim yapıldığını öğrendik. Tabi türk arkadaşlar doktora öğrencisi olmaları sebebiyle yeni doğacak çocuklarına ikinci el beşik alınca türkiyede yaşayan aileleri küplere binmiş. Bi torunumuza yeniyi layık görmemişsiniz diye. Şimdi olay çok ironik bence. Konu bebek olunca daha titiz davranmalıyız ama biz de ablamızın teyzemizin çocuklarının bazı eşyalarını giymedik mi? Yada kullanmadık mı? Freegan akımı tüketilecek şeyi sonuna kadar tüketmeden olmaz diyor. Hadi ben çöpten yiyelim demiyorum. Ama düşününce özellikle sökülmüş kıyafetlerimizi bile dikmek yerine kenarı koyar olduk. Gençlerimiz iğne tutmayı bilmiyor belki de bırakın sökük dikmeyi. Şimdi hepten vurmayayım gençlere. Mutlaka maharetlileri de mevcuttur.

Konu bütünlüğünü bozmadan soruyorum tüketelim tüketelim de tüketirken ifrat veya diğer uç olan tefriti göz önünde tutarak neye dikkat ederek tüketelim. Bunları madde madde çıkaralım mı?
 Tüketmeyi sevdiğimiz doğru ama bunu yaparken kendimizi tüketiyoruz. Ne fıtri bir şey yaradılışımızda var bu kadarı ne de tatminin bir sınırı var. Önü alınmazsa dipsiz kuyu gibi. Çocukluğumda el örmesi kazak neredeyse herkes giyerdi, şimdi vintage ya da moda  olursa el örmesi giyilir oldu. DIY hevesi de aslında bu tüketim çılgınlığına bir tepki gibi. İnsanlar farkında olmadan bu tüketim fazlalığını atmak istiyor.

Yurt dışında insanların egosu bizdeki kadar yok, hele akademisyen, öğrenci ya da sanatla filan uğraşıyorsa iyice geçiyorlar bu tür konuları. Ben de kısa bir dönem İngiltere de yaşadım. İlk orada görmüştüm 2. el mağazalarını, arkadaşım çok hediye alıp göndermişti Türkiye deki yeğenine. Çok ünlü pazarlarda bile 2. el eşyaların yeri ayrı olurdu. Marka tutkusu da bizde daha fazla, marka bir ürün kaliteli diye alabilirsin ama gocunmadan semt pazarından aldığın kaliteli bir ürünle birlikte kullanmak gerek.

Ürün kullanım süreleri azaldı, hep alışveriş yapmalıyım hissi var. Alışveriş merkezlerinde bilinçaltına al al diyorlar ondan mı bilemiyorum. Bu arada ben avm yerine çarşı severim. Ben çarşı ruhlu biriyim, avm ye de giderim ama iş görmek için ama keyfine çarşı gezebilirim. Esnaf, hareketlilik, cosmopolit yapı daha mütevazi ve daha ihtiyacını gör git havası.

Freegan akımı bizde ne ölçüde yaygın tam bilemiyorum ama tüketmenin kimseye mutluluk vermediği kesin. Üretmek ve üretileni devam ettirmek olumlu, değer katan bir kavram sürekli tüketmek üzerine kurulu bir yaşam mantığı pozitif yaklaşım değil.

İfrat tefrit çok önemli ama dozu aşmak daha tehlikeli. Yaşamın her alanında düşünmeliyiz ama bunu. Sadece giysi eşya ile sınırlı değil. Mutfak, ekmekten tut tabakta kalıp atılanlar. 1 yiyeceğin kadarını hazırla 2 kalırsa da çöpe atma. Kuş mu olur kedi mi ne olursa ben ekmek kırıntılarını bile atmak istemiyorum. Nimet sonuçta, o kadar aç ve mağdur var ki gıda israfı ve keyfi yiyecek tüketimi çok önemli konu.
Çocuklar böyle bir ortamda büyüyorlar dış etkenlerin algısını kırabilmek için iyi örnekolmak ve farkındalığı yüksek hale gelmeleri için özel çaba gerekiyor. Yokluk çekeni bilsin, görsün hem yardım duygusu hem şükür duygusu gelişsin. Tüketmek de sınırlı ve tatmin veren bir ölçüye çekilebilir o zaman.
Modanın arkasına takılırsak daha çok gideriz böyle, ev dekorasyonun da bile moda takip edilen bir zamandayız. Özgün olmak, hayatın araç kısımlarının sade ve işlevsel küçük kişisel dokunuşlarla estetik amaç kısımlarının ise zaman ve zihin için daha önemli olduğunu anlamak ve hayata geçirmek önemli. Bunu yapamazsak beyaz eşyanın yeni modeline kafa yoran tipler oluruz. İş görüyor mu tamam, bozulana kadar bizimle.
İnsanın sevdiği giysileri olur, yıllarca durur, modası geçmeyen türden. Gönlü geçmek kavramı var şimdi, ama insanın nefsi iyice arsızlaşıyor. Bir de şu var hayattaki boşlukları tüketerek doldurmak gibi bir psikoloji de var aslında. Öncelikle dolu, üreten bir hayat kurgulamaya çalışmak lazım.
 images-2z

Geçen hobi malzemeleri satan bir dükkana girdim. Malzemelere baktım ve mendil büyüklüğünde üst üste dizilmiş parça kumaşlar gördüm. Ne olduklarını sorduğumda kırkyama kumaşlarıymış. Tanesi de 5 tlydi. Düşündüm. Bence çok pahalıydı o kadar küçük parçalar için. Üç renk seçsem yapsam bir kırlent zaten dışarıdan satın almama denk geliyordu. Halbuki kırkyamayı evdeki kullanmadığım kıyafetlerimi bozarak yapıyordum. Ve hem masrafsız hem de kullanılmayan bir şeyi kullanılabilir hale getirecektim. Aslında sorun şu DIY dediğimiz muhabbet bile üretirken tüket mantığının üzerine kurulmuş. Tüketime karşı bilinçli olmamız gerek. Kazancımız kolay mı elde ediliyor ki hoyratça harcayabiliyoruz. Dediklerinize baştan sona katılmakla birlikte biz hayatımızın hangi alanlarını israf ediyoruz. Bunu bir kere durup düşünmeliyiz. Mesela mutfak. Eve gelen pazarlık ve malzemelerin israf olmaması için dikkat.Ne olur örneğin ekmek kaldı kurutup blendırdan geçir galeta unu yap. Veya pırasanın sapları kaldı çok güzel börek oluyor. Zeytinin çekirdekleri mideye iyi geliyor. Hatta babam gibi çöpçü tavuk beslenebilir. Maşallah her şeyi yiyorlar. Evde kalan artan her besin onları doyuruyor. 

Veya zaman. Bu en çok israf ettiğimiz sonra hiç bir şeye yetememekten şikayet ettiğimiz bir durum. Zaten peygamberimiz sav. “Beş şey gelmeden evvel şu beş şeyi ganimet bilip değerlendir:İhtiyarlık gelip çatmadan evvel gençliğin,hastalıktan evvel sıhhatin,fakir düşmeden evvel varlıklı olmanın,meşguliyetten evvel boş zamanınve ölüm gelmeden evvel hayatın kıymetini bil, bunların hakkını ver!” demiyor mu? Biz bu beş şeyde çok gafiliz. Özellikle bu ara bu konu üzerine bolca düşünüyorum. 

Mesela başka bir husus da sağlığımız. İsraf ediyoruz tevekkülü unutup hayatın yükünü ve stresini bedenimize taşıtıyoruz. Yazık değil mi bedenimize. 
Veya aklıma gelen sevgimizi ilgi ve alakamızı layık olmayana vererek israf ediyoruz gibi hissediyorum.  İnsan sevgisini de bir süre sonra tüketebiliyor. Tüm layık olmayana sevgiler sonra hüzne ve düşmanlığa dönüşüyor.
İsraf ettiğimiz o kadar çok alan var ki israf etmemek için hayatınızda neleri düzene koydunuz. Bizimle paylaşır mısınız?

Adı üstünde işte tüketim toplumu, aklınıza gelen ne varsa bir sektöre ya da yeni bir tüketim modeline dönüştürme üzerine kurulu. DIY dediğiniz dünün eskileri değerlendirme yöntemi. Şimdi afilli bir adı var, moda ve toplumun her kesimine farklı alternatiflerle uzanan bir tüketim aracına dönüşebiliyor. Olsun biz evdekilerden yapıp özüne sadık kalırız. Modern yaşam denilen dayatmalar fabrikasyon fikirler gibi. Aynı yerden çıkıyor ve tüketime sokuluyor. Özgün değil, yararlı ya da sağlıklı olması tartışılır ve çok tatmin de değil. Bu bir bilinç ve istek meselesi aslında. Bilinçli olmak bu konuda ne yapabilirimi araştırmak ve bunları uygulamaya da istekli olmak gerekiyor. Tüketim ölçüsüzlüğünün özünde biraz da tembellik ve kolaycılık yatıyor. Toplumun buna alıştırılıyor olması, böyle bir profile dönüşme olasılığı ciddi bir risk aslında.

images-2f

Gerek mutfak gerekse hayatın içinde zaman planlaması bunun çok basit yöntemi sünnete uygun yaşamaktır. Bunu dini veya ritüel taklidi gibi görüp baştan mesafeli duranlar şöyle düşünmeli; bilimsel olarak her bir düsturunun  yararı kanıtlanmış bir yaşam öğretisini kendime referans yapıyorum. Bu çok değerli ve pratik bir yardımcı bizim için, çoğunun hayatımızın içinde olduğunu düşünürsek geriye sadece daha bilinçli uygulamak ve bazılarında revize yapmak kalıyor.

Bedenden daha önemli ruhu yoran israflar, onlardan kaçmak kurtulmak lazım. Ne ben başkasına yük olayım ne de bir başkası bana. Ölçü kavramı çok geniş bir kavram. Bir çok konuda ölçüyü kaçırdığımız için sınanıyoruz, konuşmada, duyguları ifade etmede doğalı değil de farkettirmeden alışılan davranış modellerini kullanıyoruz. Sosyal medya bile ölçü olmadığında kocaman bir yük olarak gelir hayatın üstüne oturur.

İsraf etmemek için hayatta bir şeyleri düzene koymanın sonradan zor olacağını düşünüyorum. Bunlar temel kavramlar o yüzden çocukluktan kazanılmalı. Ben annemden babamdan hayatımı sürdürdüğüm düstur ve ölçüleri çocukken aldım, sonrasındaki kazanımlarımı da üzerine yerleştirmeye çalıştım aslını bozmamaya gayret ederek. Bu noktada kendimizden çok anne baba olarak çocuklar üzerinde kalıcı ve sağlıklı davranış modeli ve bakış açıları vermeye çalışmalıyız. Zor ama yapabildiğimiz kadarı ile buna çalışıyoruz. Umarım umduğumuzdan daha başarılı oluruz.
Tüketim toplumu olduk bir öğretmen olarak okullarda yerli malı haftası kutlamasından önce bilinçli tüketici nasıl olunur öğretilmeli. Evde çocuklarımıza geri dönüşümü yaşatmalıyız. İsragı ve sonuçlarını öğretmek mecburiyetindeyiz. Sürekli tüketen bir toplum olursak ülkemiz fakirleşir. Biz fakirlik görmediğimiz için elimizdekinin kıymetini bilemiyoruz. Bu nedenle fakirlik görmemek için dikkatli olmalıyız. Ve bunu sosyal sorumluluk ruhu içinde yapmalıyız. Günlerimizde yaptığımız ikram gösterişinden tutun da diş fırçalarken açık bıraktığımız musluğumuza kadar her noktaya dikkat etmemiz gerekiyor. Lüks yerine ihtiyaç gidermeli alışverişle rahatlamaya çalışmak yerine iyilik yaparak rahatlamaya ruhumuzu doyurmaya çalışmalıyız.Ve ben şunu gözlemliyorum bu aralar insanlar ne kadar sadece tüketmeye endeksliyse o kadar insanlığını kaybetmeye başlıyor. Eşyasına kıymet vermeyenin yanında insanın da kıymeti olmayabiliyor. Bu gün sürekli israf ettiğimiz her şey bizi nankörleştirip ukalalaştırıyor. Nasıl olsa yenisini alırım mantığı bir süre sonra bana dost mu yok fikrine götürebiliyor. Çünkü tüketmeye ve hep yeniye sahip olmaya alışmış.  Ve böyle insanlar seni o kadar çabuk harcıyor ki şaşıp kalıyorsunuz. Çünkü yeni dost daha cazip. İnsanlara eşyasına ve kendine bahşedilmiş her şeye nankörlük yapan herkes bir süre sonra Allah a da sırt çevirmeye başlayabiliyor. Bu söylediğim ciddi bir iddia. Katılmayabilirsiniz belki ama ben böyle görüyorum.  Her istediğini alan biri şükürsüzleşiyor. Ve kendine gelenin bir nimet olduğunu unutuyor. Veya her istediğini almaya alışmış çocuklarımız daha zayıf kişiliğe sahip oluyorlar.Niye çünkü her şey ayağına gitmiş. Emek yok. Paranın kıymeti yok. Ufacık bir eksiklikte isyan noktasına gelebiliyorlar. Sadece çocuklarımız için değil biz yetişkinler için de aynı durum sözkonusu. Bu değil mi bizleri strese sokan. Daha çok tüketme isteği. O çok güzel yeni çantaya sahip olma arzusu. Veya ayakkabı tutkusu… bu söylediklerim basit olanları peki ya daha büyük arzularımız. Boyumuzu aşan borçlarla alınmış lüks araba mesela. Veya daha farklı rahata erebilmek için kendimizi sıkıntıya soktuğumuz hallerimiz. İnsan durmalı bu baş döndüren tüketicilikte ve ben napıyorum demeli.

Son yıllarda önceki yıllara oranla insanların daha rahat alışveriş yaptığı, borçlanma riskine girdiği bir gerçek. Dar gelirli kesim varlığını aynen korusa da düşünmeden harcayanlar arttı. Ben kredi çekerek telefon alındığını duydum ama hala böyle bir şeye inanasım gelmiyor. Şekile, kendimizi ifade etmek için mal ve eşyaya güveniyorsak daha çok tüketir ve bir arpa boyu yol alamadan aynı yerden izleriz hayatı. Niteliğin her zaman nicelik değerden önce ve üstün olduğu gerçeği bireysel bir fikir değil, mutlak gerçek bu. Kabul etmeyenler akıl ve ruh tutulması yaşıyordur. Kadınlara diyecek sözüm yok hem sayısız ikramlı sofralar kurup tabaklarıdolduralım hem de diyetisyenlere giderek aldığımız kiloları vermeye çalışalım. Burada ironi var tek tesellimiz ekonomik hareketlilik… Mal ve oğullarınızla imtihan edileceksiniz mealindeki ayet malın da insana sorumluluk yüklediği ve egosuyla karşı karşıya kalıp savaş vereceği gerçeğini anlatıyor bize. Dünyaya dalan tabi ahireti unutur. Dünya ile beslenen beden peki baki olan ve esas biz olan ruhu kıvrandırırsak bedenin galip geldiği bir ruhtan artık hayır beklememek gerek. Kur’an da çok yerde “Düşünmez misiniz?” sorusu geçiyor, düşünmek ve analiz etmek yapmamız gereken. Çünkü etrafına dikkatle ve tefekkür etmek niyetiyle bakan çok çıplak hakikatleri görür. Bu algının tazeliğini koruması dünyada kendimizden aşağılara ahiret noktasında ise üstün olanlara bakmakla olabilir. Dünya hep cezbedip hırs ve gıpta damarını kaşıyor. Yoksunluğu diz boyu insanları görüp elhamdulillah dedin mi bir arınma ve elindekinden keyif alma gerçekleşiyor. Şu sözü çok seviyorum.

‘Şükür nimeti ziyadeleştirir şekva (şikayet) de musibeti.”
Sık sık kendimi sorgulamaya çalışıyorum özellikle etrafımızda savaş ve çocuk ve kadın mazlumların durumuna şahit oldukça.. Yaptığımız her iyi iş dalga dalga yayılıp büyüyen başka faydalara dönüşen derinlikte. Bir anne isen çocuklarına rol modelsin bu çok önemli, kadın olarak tüketim konusunda birinci sırada hedef kitleyiz çünkü hem karar veren hem de en çabuk etkilenen grubu oluşturuyoruz. Radikal değişiklikler yapmak hemen kolay değil ama sadece empati yapmak ve biraz bilinçli olmak gerekiyor galiba. Modern dünyanın ana argümanı maddi değerler bunlar da hepimizin zaafları var. Tüketirken kendimizi tüketecek duruma gelmeyelim diyorum. Okumak, içsel zenginliğe zaman ve emek ayırmak gerek çünkü bunu başarmış pek çok insan görüyorum imkanları çok olsa da dertleri artık tüketmek ve maddenyenilenmek faslını geçmiş. Çok tüketip, imkanları sınırsız ve sorunsuz olan huzur içinde kimse görmedim desem yeridir. Demek ki mutluluk sebebi değil tüketmek. Mutluluk üretmek, paylaşmak ve huzur içinde dengeli tüketmekte saklı. Başarmayı diliyorum…
 Davetime icabet edip değerli fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için ben de çok teşekkür ediyorum. 
Biraz uzun bir yazı oldu. Ama ben inanılmaz keyif aldım. Her zaman beklerim yorumlarınızı ve güzel fikirlerinizi. Sevgiyle israfsız bir hayat sürmeniz dileğimle.
Değerli misafirlerim sizler de olumlu olumsuz fark etmez bu konuya bir iz bırakın. 
Reklamlar

12 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. elif dedi ki:

    İsrafın yaygınlaştığı ve normalleştiği şu zamanda gayet kapsamlı ve yol gösterici bir yazı olmuş. “Begonvil Sokağı” nın kalemine sağlık. Bize ulaştıran sana da teşekkür ederim sevgili “çay molası” (keşke adını bilseydim 😉 )
    ikinci el ürün kullanma alışkanlığım yok, ülkemizde yaygın olmadığından olsa gerek. Ancak israf boyutuna ulaşır düzeyde alışveriş de yapmıyorum. Kredi kartlarımı iptal edeli yıllar oldu örneğin.
    Elimdekileri onarırım, plastik tek kullanılır tabak ve bardakları yıkar tekrar kullanırım, meyve sebze yıkadığım su ile temizlik yaparım ya da çiçekleri sularım… yakında yağlı boyaya başlıyorum, tuval olarak oğlanın küçülmüş ve lekeli atletlerini kullanmayı planlıyorum (işe yarar mı göreceğiz, yararsa paylaşırım) bunlar da benim ev içi geri dönüşüm ve anti-israf alışkanlıklarım 😉
    Sevgiler…

    Beğen

    1. Ne kadar güzel alışkanlıklar böyle bunlar. Hepimize örnek olmalı gerçekten. Dikkat etmeliyiz tüketim hayatımıza. Yoksa ipin ucu kaçıyor. Ve hayatımız bereketsizleşiyor. Her zaman beklerim sizi de çaya beklerim. Sevgilerimle

      Beğen

  2. Sevgili Çay Molası, çay yanında hayat bölümüne davet ettiğin için çok teşekkür ederim. Hem keyifli hem öğretici hem de düşündürücü oldu benim için bu sohbet. Seçtiğin konu, yönlendirici ve bilgilendirici fikirlerinle bana faydası oldu. Bunları yazıştığımız günden sonra sık sık aklıma geldi bazen de kendimi sorguladım. Düşündüklerine uygun ne kadar yaşayabiliyorsun diye sordum. Ben bu yazı dizisinin bundan sonraki konularını merakla bekliyorum. Keyifli ve faydalı paylaşımlarınla uzun yıllar olmak dileğimle. Sevgilerimle..

    Beğen

  3. Ben teşekkür ederim. Çok keyif aldım ve ben de yeni konuları merakla bekliyorum. Evet ben de daha çok dikkat eder oldum israf edebileceğim şeylere.

    Beğen

  4. Özlem dedi ki:

    Konuda sorularda birbirinden ilginç olmuş.Hemen hemen her sitede gördüğüm bilmem kaç yüz milyona ruj, bilmem ne marka ayakkabı vs. lerden sonra bu makale yemeğin baharatı gibi hayatın karbonatı olmuş.İsrafsızlıkla kabartalım hayatımızı ki yaşadığımız zaman daha güzel olsun.Ben size takipçi göndermek isterdim.Ama benimkilerin adedi belli 😃 bu yüzden çay davetinize karşılık vermek istedim.

    Sevgilerimle….

    Beğen

    1. Teşekkür ederim. Ben çok memnun oldum bu yorumunuza ve çay davetimi kabul etmenize. İletişim kısmı varsa bloğunuzda bir mail atacağım çay yanında güzel bir sohbet etmek için. İsraf hayatımızda dikkat etmeden yaptığımız bir olay. Ve sağolsun begonvil sokağı bu konuda bizi epey aydınlattı. Her zaman beklerim. Sevgilerimle

      Beğen

  5. dAğInIk aNnE dedi ki:

    Çok güzel ve oldukça güncel bir konu seçmişsiniz. Hoş bir sohbet olmuş :))
    Bu konu herkesin yarası sanırım…

    Bu arada yazı dizisi de hayırlı olsun 🙂

    Daginikanne.Blogspot.Com

    Beğen

    1. Teşekkürler dağınık anne. Ben de en çok bu işi sevdim. Muhabbet. Her zaman beklerim sevgilerimle

      Beğen

  6. Müfred dedi ki:

    Para kolay gelirse o kadar da kolay harcanıyor. Bazen eskilere kızıyoruz, bu kadarı da artık cimrilik diyoruz fakat eskiden kazanmak daha zordu ve idareli kullanmak gerekiyordu.
    Maddi tüketimden kendimizi alamıyoruz fakat söylemek isterim ki, nefes de bedava değil. Onun da bir gün sonunun geleceğini düşünerek Allah rızası doğrultusunda tüketmeye bakmalıyız.

    Beğen

    1. Nefes bile sayıyla alınıyor. Doğru söylüyorsunuz. Onun bile hayra tüketilmesi şer ile israf edilmemesi gerek. Bu bakış açısının güzelliği için teşekkür ederim.

      Beğen

  7. kahve dedi ki:

    Merhaba Çay Molası, blogunu yeni keşfettim ve geldim. Çok ilginç ve özgün bir tasarımın var, eline sağlık.
    Seni de kahve yanına beklerim 😉
    Sevgiler…

    Beğen

    1. Teşekkür ederim mutlaka gelirim kahveyi de çok severim

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s